Aslı’yı önce sesinden tanıdım. WhatsApp aramasıydı, Eylül başıydı, İstanbul trafiğinde sıkışmış gibi konuşuyordu: “Düğünüm bir ay sonra. Ama düğün günümü bekleyemem. Bana kendim için bir gün lazım.”
Bu, benim çok sevdiğim bir istektir. Solo gelin çekimi — batıda “bridal portraits” dedikleri, bizde henüz bir adı olmayan ama gittikçe daha fazla talep edilen bir oturum. Gelinliğini giyip, yanında kimseyi almadan, sadece kendine ait bir sabah.
Neden yalnız?
Aslı bana şöyle anlattı: “Düğün günü benim değil, herkesin olacak. Herkesi seviyorum. Ama o gün fotoğraftayken bile misafir oluyorsun kendi hayatına. Bir de burada, bu vadinin tepesinde, sadece kendimi görmek istiyorum.”
Gelinlik Ankara’daki bir atölyede, dört ay boyunca dikilmişti. Dört metrelik tül, elle işlenmiş ince dantel, sade beyaz saten bir etek. Aslı elbiseyi bir valiz içinde getirmişti; valizi otelin lobisinde açtığımızda resepsiyonist gözyaşlarını tutmadı.
Beyaz Vadi, 05:45
Göreme’den Beyaz Vadi’ye araçla yirmi dakika. Vadinin en yüksek platformuna çıkmak için yirmi dakika daha yürüyüş. Eylül başıydı; hava sakin, sıcaklık 12 derece, yüksek bulutlar güneşi yumuşak tutacaktı.
Aslı elbiseyi vadinin kenarında değiştirdi. Yedi kişilik bir yürüyüş grubunun uzaktan geçişini bekledik, sonra platforma çıktık. Dört metrelik tül Ankara’dan buraya kadar katlı gelmişti; rüzgâra bırakınca kendini açtı.
Herkes bir fotoğrafçının kendine özgü ışığı olduğundan bahseder. Oysa ben, her gelinin kendine özgü bir sessizliği olduğunu düşünüyorum. Benim işim onu bozmamak.
İlk otuz kareyi platformda çektik. Aslı hiç poz vermedi. Sadece yürüdü, tülü elinde tuttu, ara sıra durup nefes aldı. Bir kere güldü — saç teli ağzına girdiğinde. O kareyi sakladım; bence seçkinin en güzel fotoğrafı.
Çavuşin’e iniş
Platformdan inip Çavuşin’deki eski kiliseye gittik — 5. yüzyıla tarihlenen Vaftizci Yahya Kilisesi’nin dış cephesine değil, onun hemen altındaki küçük, adı kayıtlarda geçmeyen mağara kiliseye. Duvarda hâlâ silik bir fresk kalıntısı var: bir azize, yüzü zamanla silinmiş.
Aslı o fresk altında oturdu. Elbiseyi toplamadık; etek toz oldu, dert değil. Bu onun günü; yıkanır. Pencere yarıklarından düşen ışık, dakikada bir değişiyordu — o yarıkta çektiğim iki karenin arasında belki yirmi saniye var, ama ışıkları birbirinden tamamen farklı.
Kızıl Vadi dönüşü
Öğleden sonra Kızıl Vadi’ye geçtik. Gün batımına iki saat kala vadinin batı sırtına ulaştık; güneş bacalarını altın sarısına çeviriyordu. Son 14 kareyi burada çektim. Aslı artık yorgundu; gelinlikle 11 kilometre yapmıştı. Ama o yorgunluk kareye güzel düşer — gerilim gider, kadın kalır.
Teslim zarfını düğününden iki hafta önce gönderdim. Aslı bana sadece şunu yazdı: “Artık rahatım. Gerisini kutlayabilirim.”